22 aralık 2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
22 aralık 2007 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8 Nisan 2009 Çarşamba

‘Uğurlar ola ekmekçi baba’

Savaş Dinçel. Büyük oyuncuydu. Büyük Fenerbahçeliydi. Ne desem boş. Huzur içinde yatsın. Bir kez daha izledim o gidince ‘Dar Alanda Kısa Paslaşmalar’ı.. Ve o can alıcı diyalog:

Torba Suat: Niye böyle oldu be abi? Ben çok sevmiştim be abi. O kadar mektup gönderdim insan bir cevap yazar. Benim günahım ne be abi?

Hacı: Bak koçum! belli olmuyor ama benim bir tek kulağımın arkası kaldı. Artık acı çekmekten ve acı çektirmekten zevk almamayı öğrendim. Sevgililer... heh! bizim olanlar ya da olmayanlar... Hepsi iz bırakır. Bu izler şimdi seninki gibi çok derinini çiziyor. Hepsi kalır! ama inan yeni izler de olacak. Yaşlıları düşün... Sanki her şeyi bilirlermiş gibidirler. Ama öyle değil. heh!.. ne kadar acı çekersen çek şunu hiç unutma; çizilecek bir yer hep vardır ve çizecek bir yer... Ressam olur insanlar başkalarının kalbini kazıya kazıya, ya da resim olurlar senin gibi; kazına kazına.

Torba Suat: Beni çok derin kazıdılar abi... ama altından sarı yeşil çıktı.

‘Çukulata da getir Mustafa’

‘Çukulata da getir Mustafa’ sözü bestesi babaanneme ait bir türkü. Çocukluğumun tenha sokaklarında, bu türkü kulaklarımda çınlardı. Babaannem beni özlediğinde ve bayram geldiğinde hep ‘çukulata da getir mustafa’ türküsünü söyler, hasretle beni beklerdi. Bayramın ilk günü koşardım babaanneme ama bir kez bile çikolata onun deyişiyle çukulata götürmeden. Ya çikolata alacak param olmazdı ya da son harçlığımı çikolataya harcamaya kıyamazdım... Oysa o bir kez bile ‘hani çukulata’ demezdi. Sadece hasretle sıkıca sarılır ve gözlerinden yaşlar süzülürdü. Büyüdüm ve uzak kaldım babaannemden. Hayatın içine daldım fütursuzca. Iskaladıklarım arasında onun olduğunu ise çok sonra fark ettim. Hayatın zor ve dolambaçlı yollarında törpülene törpülene, düşe kalka yol alırken hiç duymadım ‘çukulata da getir Mustafa’ türküsünü. Babaannem aklına düştüğümde, ıssız bir tepede yolumu gözleyerek ‘çukulata da getir mustafa’ yı hep söylemiş. ta ki son nefesini verinceye kadar. Oysa şimdi ne çok isterdim adıma yakılmış bu türküdeki gibi olmayı. Çikolotayla doldurmak isterdim, eski köy evinin bütün odalarını.. ‘sana çikolata getirdim babaanne’ demeyi. Ama artık çok geç.. Belki de o yüzden acır içim, her çikolota gördüğümde. Yine bir bayram ve artık kimse bana ‘çukulata da getir Mustafa’ diye türkü yakmıyor...