20 Mart 2012 Salı

Cemaate Sorular


Soru sormak neotürkiye’de  en tehlikeli hareket görülüyor. Özellikle gülen cemaatine, soru sormayı bırakın cemaat diye başlandığında bile bir korku dalgası yayılıyor. Gazetecilik bir anlamda soru sorma becerisidir. Sorusu olmayan gazetecilik yapamaz. Ne zaman soru sorulsa karşılığında yanıt yerine bir yaftalama geliyor. Oysa soru sorarak özgürleşebiliriz soru sorarak demokratlaşabiliriz.soru sorarak hukuk devleti normlarına ulaşırız. Soru soranı ötekileştirmek ya da mahkum etmek bizi daha çok vasatın tahakkümüne mahkum eder. Soru sormak ya da eleştirmek düşmanlık yapmak değildir. Soru sormak fitne de değildir. çünkü gazeteci sadece sorar. twitterda sordum,sonra cümbür cemaat de katıldı.

-butun siyasi tartisma programlarinda cemaat adina niye biri oluyor.hani sadece gonul ve egitim hareketiydiniz

-cemaat tartışmalarda olmasın demiyorum.neden var diyorum.siyasal bir hareket değilseniz,niye her siyasi tartışma ve dava içindesiniz

-her siyasi dava ve tartışmanın içindeyseniz o zaman muhatap olduğunuzda neden hayalet ve gölge olmayı tercih ediyorsunuz.

-cemaatten neden korkuluyor. Bu korkunun yarattığı kibirle elinizdeki gücü orantısız kullanıyor musunuz?
-taraf'la iyi polis kötü polisi oynamaya daha ne kadar devam edeceksiniz?
-@tuncaybilecen Ya da kendini sivil toplum örgütü olarak tanımlayan bir hareket nasıl oluyor da bu denli "siyasal" olabiliyor...

-paralel tahakküm kurma teşebbüsünde neden bulundunuz.erdoğan'dan ne istediniz,olmayınca brütüs mit planı devreye sokuldu

-neden fenerbahçe'ye operasyon yapmaya kalkıştınız.neden şimdi temmuz ayındaki gibi aynı iştahla dava üstüne gitmiyorsunuz

-3 temmuz'dan beri fenerbahçeyi didik didik ediyorsunuz da neden ünal aysal'ın fahiş fiyatla elektrik satmasını yazmıyorsunuz

-@moguzhanoguz Aysal koç holdingde çalışırken ramstore üzerinden hayali ihracat yaptıgı gerekçesiyle tutuklama kararı çıktığında nereye kaçtı?

-@TNR_1907 Dava sürecini yavaştan bitirin ve geri çekilin diye emir geldi mi gelmedi mi bunuda sormak lazım !


-@Ahmet__ustun cemaate soru şike düzenlemesinde H.gülerce RTE ye oturduğu koltuğa tekme atıyor demekle neyi kastetti ? Haddi midir ?
-@Bubogabaskaboga Boğa Soruyor: Bu davayı neden Zekeriya "Öz" evlatları devam ettirmemiş. Berk devam ettirmiştir? Berk tehdit edilmişmidir?


-tutukluluk cezaya dönüşmesin, adil yargılanma olsun denildiğinde neden rahatsız oluyorsunuz
-başbakan erdoğan'ın istihbaratı tek elde toplama ve yeni yargı düzenlemesine neden karşısınız.

-maden bir hizmet 'camia'sısınız özel yetkili mahkeme ve emniyetle ilgili her türlü eleştiriyi neden üstünüze alıyorsunuz

-@scwalye ve cemaatci dediğimiz ama üstüne alınmayan polis ve savcılar, onlar hakkında konuşulunca neden hemen soruşturuyorlar?

-@Ahmet__ustun hiç taraf gazetesi ile ters düştüğünüz ciddi bir konu oldu mu ? Olmadı ise tesadüf mü

-28 şubat yargılansın diyorsunuz.merve kavakçıyı linç eden yasemin çongar buna dahil mi?

-@Ahmet__ustun cemaate soru basbakan Baransuya cambaz dediği gün beyaz tv de H.Gülerce onu canlı yayına aldı..neden stv değilde beyaz tv ?
-@istihbaratwit gülerce cemaatin adamı değildir. onun dediğini onu ilgilendirir..keşke anlasanız ama nerdeeeee...

-akp'li hangi bakanlar için elinizde kaset,bilgi var ve bunlar ne için,ne zaman kullanılacak

-madem haksızlığa hukuksuzluğa karşısınız neden çalınan sınav sorularıni takip etmiyorsunuz

-adaletten yanaysanız ihsan kalkavan'ın sinem yalçın'ı öldürmekten mahkum yeğeni faruk kalkavan'ı neden teslim etmiyorsunuz

-@kemalpercan ve masum oldugunu iddia eden hareketin kullandigi yontemler neden kaset, gizli tanik, tetikci gazeteci?

-  @Ahmet__ustun italyan savıcdam stv iki cümle alıntı yaptı.biri "bizde istihbrat başkanını tutukladık" neden bu cümleyi seçtiniz ?

-@taneradaoyku MİT mustesarini ifadeye cagiran kim? Bu hamleyle tehdit edilen makam neresi?

-@Ahmet__ustun cemaate bu gece son sorum zaman kaç senelik gazetedir ?israil aleyhine kaç haber yayınlamıştır ?

-@U_are_my_high Mavi Marmara'yı kınayıp ,Deniz Bey'in zinasına "geçmiş olsun" diyen üst merciileri var ,oradan anlayın:)))

-@turcopundit ramazan akyürek'e dink değil de cemaatçi 1gazeteciye suikast yapılacağı istihbaratı gelse o suikast de gerçekleşir miydi?

-@sefasr Today's Zaman'daki yazarlar neden ısrarla suriye'ye müdahale yazıları yazarlar,iran-şii karşıtlığı neyin karşılığı?

-@sefasr EmreU-MBaransu-Taraf gibi 'liberal müdahaleci' yazar-gazeteleri neden durmadan fon'lama gereği duyuyorsunuz.?

- @Fenerbahce6FBO bir zamanlar mazlumlardı, simdi tetikci gazetelerle is bitiriyorlar. Tıpkı 10 yil önce onlara yapıldıgı gibi

-@sefasr FGülen'in etkinliğinin kaybolduğu ve onun yerine cemaat'deki USAci yazar-devşirmelerin yönetimi ele geçirdiği, Ankara'da bir çiftlikde 2si yabancı 1i türk kaset-dinleme işlerinin planlandığı-yapıldığı iddia ediliyr..! FGülen hakkında hiçbir yargı kararı yokken-yargı artık elinizdeyken,neden gurbet'den vatan'a dön(e)mez?

Sorular bunlardı. Zaman yazarı Bülent korucu bakın ne dedi.

-@blntkorucu bu ülkede siyaset lazimsa onu da biz yaparız diyorsunuz herhalde buyurun. toplumdan arındırılmış siyaset ve siyasetten dışlanmış toplum Kenan evren'in de hayaliydi. fizik kimya tamam da nereye kadar topluma dair ne diyorsunuz sorularının yerini şimdi bunlar mı aldı. eğitimli cocuklar sadece mera ıslah projeleri hakkında mı konuşsun

Ben ne yanıt verdim.

benim siyasetle işim yok.ben gazeteciyim soru sorarım. sorudan yargı çıkarmak tuhaf. evren ülkeyi kan gölüne çevirdiğinde "paşam hızır gibi yetiştiniz" diyene de bir çift kelam eder misiniz? http://www.sizinti.com.tr/konular/ayrinti/son-karakol.html fethullah gülen’in 12 eylül yazısı.

'eğitimli çocuklar' neden konuşuyor ve cemaat neden var demiyorum.neden ülke siyasetinin paralel gücü olmak istiyor.

14 Şubat 2012 Salı

Burası Silivri İtaatsizler Kampı



“kurbanın olayım siyasi pankartları çekme”
“bu davanın ne şikeyle ne de burayla ilgisi var”

“biz üşürsek Ayetullah Bey ölür”

“cemaat fenerle başa çıkamaz”

3 temmuz’da futbola yapılan darbeden beri kırmızı beyaz türkiye’de sarı lacivert bir tarih yazılıyor.topuk yaylasından başlayan bir uzun yürüyüştü bu. bugün  Silivri durağı vardı.kuşluk vakti başladı silivri deplasman kampı hazırlıkları.konvoy oldular ki “konvoy” filmine selam çaktılar.
hedefe varıldığında yeni türkiye’yi en iyi anlatan en yeni yerleşim yeri vardı.bir tarafta özgürlükleri henüz ellerinden alınmayanların binaları, diğer yanda özgürlükleri rehin alınanların tel örgülü binaları. Hava kurşun gibiydi.hani bıçak gibi soğuk  derler ya aynen öyleydi. Kimse üşümüyordu.14 şubat fenerbahçe günü olmuş ve tutkunun sıcaklığı herkesi ısıtıyordu.
duruşma salonunun tel örgülerle çevrili alanın önü saraçoğluydu sanki.itaatsizler susmuyordu.hiç uyumamışlardı, ne gam.3 temmuzdan beri fenerli olan herkesin tek bir hastalığı var.” İnsomnia”.bütünüyle bu insomnia hastalığı ayakta tutuyor. unutulmuyor,unutturulmuyor. İnsomnialı itaatsizler yine bir aradaydı.
7’ler uzun yol diye gelememişti ama 77’e kadar herkes ordaydı. itatsizlerin başında bulunan 70’lik bir büyüğe  soruyorum “neden buradasın” “aç kalırım,açık kalırım,ama Fenerbahçesiz kalamam.ben düşerim Fenerbahçe’yi düşürmem” .
dolanıyorum itaatsizlerin arasında kendimi hiç olmadığı kadar güvende hissediyorum.tanıyan çıkıyor arada.”twitterdan takipteyiz abi,var mı ihtiyacın” diyorlar.bazıları gelip sarılıyor.biliyorum ki zor günlerde haksızlığa hukuksuzluğa zülme ve zalime karşı durmanın sarılışı bu.sıcacık.
itaatsizler meydan okuyor hem soğuğa hem zalimliğe. soyunuyorlar silivri ayazında, öyle haykırıyorlar, “haklıyız kazanacağız”. 'giyinin çocuklar üşüteceksiniz'. "abi cehennem donar Fenerbahçe donmaz" diyorlar . bir başkası "biz üşürsek ayetullah bey ölür". sırtımdaki kalın urba utanıyor, onlara bunları çektirenler utanmıyor.
gazeteciler tedirgin, çünkü hiç olmadığı kadar tezahüratlar sert.arbede de çıkıyor.” Yapmayın.bu arkadaşların suçu yok ki.onlar da benim gibi gazeteci" diyorum. tek tek sayıyorlar temmuzdan bu yana atılan manşetleri,yapılan programları. İnsomnialı itaatsizleri unutmuyor.neyse ki arbede de uzun sürmüyor.
önümden geçen iki tane foto muhabiri konuşuyor.fotoğraf çeken arkadaşına “abi ne olur siyasi pankartları çekme. Başımız belaya girmesin” diyor.kaldırım tribününde ise bu sefer hedefin adı konuyor. “cemaat fenerle başa çıkamaz”. tezahuratlar yükseliyor aynı şekilde.çok sert ve çok net.belli ki tayyip erdoğan’ın lefter’in cenazesine gelmesi hedefi daraltmış.belki de ilk kez fethullah gülen cemaati açıkca eleştirilerin bu kadar net hedefi oluyor. aziz yıldırım içeride kaldıkça 3 temmuz darbesinin bütün yükü cemaate kalacak.eğitim ve hayır dışında sessiz sinema oyuncusu olan  fethullah gülen cemaati 3 temmuzdan sonra darbeyi fütursuzca sahiplenmesinin tezahürünü tezahüratlarda yaşıyor. O meşum günler belleklerde hala dipdiri ve hala canlı. Kimse artık susmuyor. korku perdesi yırtılıyor,gerçeklerin er meydanı kaldırım tribünlerinde.
Biri bağırıyor ama sesi nerdeyse yok.” Biraz dinlen diyorum.”dudaklarını zar zor okuyarak anlayabiliyorum söylediğini,” biz susarsak, fenerbahçe ölür”.  gözlerim doluyor.sesim düğümleniyor.kaldırım tribünü “fenerbahce düşmanlarını yenecegiz, silivri’yi cehenneme çevireceğiz, haklıyız kazanacağız"diyor.3 temmuzdan beri itaatsizler tarihlerinde hiç olmadığı kadar siyasi duruyorlar.yine de arada tribün çocukları damardan volümü yükseltiyor ”tutuklu değiliz, tutkuluyuz” .
silivri itaatsiz kampının bütün güvenliğini asker sağlıyor.fena halde özenli davranıyorlar.incitmemek için aşırı bir hassasiyet var.yolun kapanmasında bile rica minnet açıyorlar.belli ki onlar içinde bu dava şike davası değil, tutkuların esir alınması.bir rütbeli asker açıklıyor aslında durumu,”bu davanın şikeyle de ilgisi yok burayla da”.
meşaleler yanıyor cezaevi sisler ardında kalıyor.şimdi yer lacivert gök sarı.hareketleniyor kalabalık. ali koç görünüyor.”daha yeni başlıyor”la kaldırım tribüne en yakın isim olan ali koç, zor yürüyor izdihamdan.kısa ve net konuşuyor. “siz varsanız bizde varız “.herkes var...zalimler hariç.
ateşim 40’larda dayanmaya çalışıyorum. sadece 7’nin  olmadığı 77’ye kadar herkesin olduğu tarihi anlardan kopmak istemiyorum.ama ayakta duracak halim yok.
Tarihi bir gündü tabi ki.müstehzi ifadeleri yutun. 105 yıllık kulüp tarihinde olmuş mu böyle bir şey. YOK. hukuk tarihimizde mahkemeleri tribüne çevirmiş bir örnek var mı YOK. Spor tarihinde böyle bir süreç yaşanmış mı YOK.herkes susarken,korkarken,paranın koltukların arkasına saklanırken bir camia onur, şeref,hak,adalet,tutku diye en yüksek volümden bağırıyorsa bu tarihtir. tarihi vakanüvisler değil halk yazar.yazıyor da.
Kaldırım tiribünü beni çekiyor ama ateş de beni toprağa çekiyor.daha fazla dayanamayıp kaldırım tribünündeki itaatsizlerden ayrılıyorum.geriye dönüp cezaevine bakıyorum.boğazım düğüm düğüm.ahmet-nedim çıkacak yine yazacak diyebiliyorum.

12 Şubat 2012 Pazar

Biat koalisyonundaki derin çatlağın analizi

10 yıllık AKP iktidarının en büyük kırılma anı MİT bahçesinde yaşandı.Twitter da yazdığım Erdoğan ve Fethullah Gülen'in güç savaşında neler yaşandığını buraya da aktardım.AKP iktidarı dönemindeki derin güç savaşı burda da kayda geçsin istedim.

9 şubat 2012


kim nerede duruyor: cemaatin taraf'i emniyet bir yanda erdogan mit diger yanda.bu bir guc ve istihbaratci kavgasi.olayin gazetecilikle zerre ilgisi yok.
failsiz derin çatışma: akp cenahı da cemaat cenahı da aralarındaki çatışmanın adını koymuyor. her an big brother gelip durun siz kardeşsiniz diyecek beklentisi
ne yapmalı: tayyip erdoğan'ın yapacağı tek hamle var.birarada yaşama manifestosu ilan edip cemaat kontrasını boşa çıkarmak
medyanın 3 maymun oyunu: medya akp cemaat gücüne teslim olmasaydı bugün de safını belirlemek zorunda kalmayacaktı.şimdi haberler değil yine saflar konuşacak
gözden kaçmasın: akp cemaat çatışmasında 2.cumhuriyetçiler de bölündü. m.altan cemaat safını seçerken ali bayramoğlu akp safında yer aldı
medya nasıl gördü:taraf,zaman,bugün acıkca cemaat safında yenişafak,star,takvim akp safında kavgaya dahil oldu
medya nasıl gördü:hurriyet,milliyet,akşam ortayolcu,habertürk,radikal cemaat ince ayarlı,sabah akp ince ayarlı tavır belirledi.
bugün ne oldu:akp cenahı hsyk eliyle istanbul özel yetkili savcılara müdahale edeceği kozunu gösterdi
bugün ne oldu:
kapalı kapılar ardında aylardır süren akp ve cemaat arasında bir güç savaşının olduğu artık sokakta bile konuşulur oldu


10 şubat 2012


bugün ne oldu: akp cemaat çatışmasında yanlış ata oynamayalım hesabı yapan sermaye,medya ve kurumlar geçici şuur kaybına uğradı
bugün ne oldu?kilicdaroglu tansu ciller tutuklandi gafiyla surece hakim olamadigini gosterdi
bugün ne oldu:erdoğan cephesi cemaat hamlesine karşı ilker başbuğ'da yapmadığını hakan fidan için yaparak soruşturmayı ankara'ya istedi.
gözden kaçmasın:akp ve cemaat'in MİT çatışması Genelkurmay Elektronik Sistemler Komutanlığı(GES)'in devredilmesi ile zirveye ulaştı.
medyanın 3 maymun oyunu:sokaktaki adam bile cemaat erdoğan fena çatışıyor derken medyanın bu saklama halı fena komik oluyor.
olan biten şu:eski türkiye'de ne varsa yeni türkiye'de de o oldu.vesayet el değiştirdi.şimdi vesayetin ortakları(akp-cemaat)birbrine girdi.
derin kriz neyi ortaya çıkardı: taraf'ın ve ideoloji tüccarlarının gazetecilikle bir ilgileri olmadığını
derin kriz neyi ortaya çıkardı: cemaat gazetesi zaman'ın hep inkar edilen emniyet kadrolaşmasını açıkca sahiplenmesini
derin kriz neyi ortaya çıkardı:önce suçlu yarat sonra delil uydur düzeninin bumeranga döndüğünü
derin kriz neyi ortaya çıkardı:fenerbahçe operasyonunun önce akp cemaat ortaklığında sonra cemaat tarafından ele geçirme hamlesi olduğunu
derin kriz neyi ortaya çıkardı:suriye iran ateş hattındaki büyük oyunu

bu da oldu: hakan fidan azılı düşmanları aynı yerde buluşturdu.cemaat ve ulusalcılar aynı şeyi söylüyor.'kellesi vurula.' ah şu şark kurnazlığı

11 şubat 2012

gözden kaçmasın:yargının siyasallaşmasına (AKP)en yüksek perdeden ses çıkaran chp yargının bir zümrenin (Cemaat) tekelinde olmasına sessiz kalıyor.
gözden kaçmasın:chp,erdoğan cemaat savaşında sadece akp'nin yargıdaki etkinliğini söylerken cemaatin etkisini görmezden geliyor.

kim ne kaybetti?ulkedeki kriz ortamini yonetmeyi bile basaramayan chp siyasi ustunluk avantajini kaybetti
gözden kaçmasın: medyadaki fethullah gülen dokunulmazlığı cemaat gücü değil israil amerika gücünün etkisidir
kim ne kaybetti?ozel yetkili savci duzeni yeni mit tasarisi ile herseye muktedir karizmasini cizdirdi?
kim ne kaybetti?medya derin krizde yanlis ata oynamiyayim ortayolculuguyla AKP iktidarında kaybettiği prestijini kazanma şansını kullanamadı
Kim ne kaybetti?cemaatin kontra kanadini hafife alan erdogan guclu parti imajini kaybetti.guc kazanilmasinin artik tek yolu var erken secim.
Kim ne kaybetti?milliyetcilik populizmine yenik dusen mhp derin krizi dar alanda kabul ederek (mit yargilansin) cemaatin ince oyununa geldi.
Kim ne kaybetti?kürtler cemaat erdogan kavgasinda baristan yana tavir alamayarak sureci tamamen akp cemaat abd hattina birakti
kim ne kaybetti?cemaatin kontra kanadi derin krizin kesin kaybedeni.cemaat kendi icinde ayrisma yasayacak.isikevci ilimli kanat guclenecek
kim ne kaybetti?cemaatin kontra kanadi adalet ve emniyetteki kadrosunu bundan sonra koruyamayacak.
kim ne kaybetti?erdogan dunya lideri diye sunulan populist bir imaji ulkesindeki kurumlara bile hakim olmadiginin ortaya cikmasiyla kaybetti
kim ne kaybetti?turkiye kaybetti.onemli kurumlarinda yasanan bu catismayla buyuk bir erozyon yasadi.


12 şubat 2012

olan biten: Fethullah Gülen'in mesajıni gecmis olsun diye değil kallavi bir özür dilemek olarak okumalı.
son tahlilde: erdogan bundan sonra sath-i müdafaa hamlesi yapacaktır.hedef devlet başkanlığı.saglik durumu belirsizligi handikap
son tahlilde:Erdoğan ile bilek güreşine giren Fethullah gulen güreşi kaybetti ve hatt-ı müdafa durumuna gecti.
son tahlilde:tayyip erdogan'in emriyle rest cekilan ozel yetkili mahkemeler artik kadüktür.
gozden kacmasin:mit bahcesindeki taht oyununda desifre olan mit ajani pkk lilar ne olacak.orgut ici infaz mi denecek olume yollanan ajan mi
son örtücüler:mit bahçesindeki Türkiye tarihinin kırılma anlarından biri olan-olacak çatışma için şimdi  son örtücüler fazla mesai yapacak.
son tahlilde:cemaat cenahı hasarı onarmak için daha yüksek perdeden Ergenekon öcüsüne sarilacaktir.
son tahlilde: cemaat hasari onarmak icin kontra kanadini göstermelik de olsa tasfiye edecek.bunu medya ayağında da göreceğiz.
son tahlilde:amerika ılımlı ıslam projesini bir cemaatle değil siyasi bir yapiyla sürdürmeyi rasyonel buldu.
son tahlilde:cemaatin gazına gelip saf tutanlar mit bahçesinde süren yüksek yoğunluklu çatışmada gazi oldular.






8 Şubat 2012 Çarşamba

Tutun timsah gözyaşlarınızı; kalanlara da lâzım olacak!


cem karaca'nın ardından 12 şubat 2004 tarihinde yazmıştım bu yazıyı.


Cem Karaca... Harbi yılların gürz sesli adamı. Samimiyetsiz yıllarda gittin ve biliyordun timsah gözyaşlarını. İronik bir vasiyetti. Ben anladım. "Dönek" diyenlere tekbir getirttin. "Devletli şarkıcı" diyenlere inat devleti toprağına istemedin. Ama anladığım için daha çok acıyor içim. Bu ölü sevicilik iki yüzlülüğüne isyanım var. Cem Karaca öldü "Bilemedik kıymetini" dediler.
İyi de peki buna ne diyeceksiniz? Efsane olmuş bir grubun üyesi cebinde dolmuş parası olmadığı için randevusuna gidemiyor. Parası olmadığı için telefonuna kontör alamıyor ve randevusuna gelemeyeceğini söyleyemiyor.
Ne grubun adını yazacağım ne de cebinde kontör alacak parası olmayan üyesinin adını. Çünkü biliyorum onlar samimi yılların harbi insanları. Acınacak olmaktansa ölmeyi isterler.
Kalanlar' ayakta ölmek ister, yere yapışmış olsalar da. Bizzat şahit oldum. Arkadaşı ve müzik yoldaşı Cem Karaca'nın anısına yapılacak bir programa davetliydi. Program saati geldi ama ortalıkta yoktu. Arandı.
- ... bey, program başlamak üzere sizi bekliyoruz.
- Benim işim çıktı. Size yakın diğer arkadaşımı arasanız o gelse.
- Bizi çok zor durumda bıraktınız. Stüdyo, her şey hazır. Keşke gelemeyeceğinizi daha önce telefon açıp söyleseydiniz?
- şeyyy... Söylemem lazımdı ama.
- Gerçekten çok zorda kaldık. Biz Cem Karaca'yı gerçekten sevdiğimiz için programımızda anmak istedik. Yoksa onun ardından reyting ya da rant elde etmek için değil. Siz de bizim için efsane olmuş bir grupsunuz. Kaç kişi kaldınız ki. Sizi çok seviyoruz ve hep yanınızda olmak istiyoruz. Derdimiz buydu ...bey.
- Madem samimi konuşacağız. Söyleyeyim gerçeği. Bu çok zor geliyor ama... Hazır kartıma kontör alacak param yoktu, o yüzden sizi arayamadım. Son ana kadar belki dolmuş parası bulurum ümidiyle bekledim. Ama bulamadım. Sizi de arayamadım. Çok üzgünüm. (uzun bir sessizlik) Bunları söylüyor olmaktan da üzgünüm.
Cem Karaca 'yalak' değildi. Bizde değiliz. O yüzden son nefesine kadar üç beş kuruş için barda, şurda, burda çalışmak zorunda kaldı. Biz küpümüzü doldurmak için yalakalık yapmadık. Tavrımızdan, müziğimizden ödün vermedik. (uzun bir sessizlik) Şimdi "değerini bilemedik" diye timsah gözyaşı döküyorlar.
Ama halimiz ortada. Ne diyeceğimi bilmiyorum. Belki ölünce beni de çok sevdiklerini söyleyecekler ama durum ortada (uzun bir sessizlik)Daha fazla konuşmak istemiyorum.
Sözün bittiği yer burası değilse neresidir? Şimdi tutun timsah gözyaşlarınızı 'Kalanlar'a da lazım olacak! (şimdi uzun bir sessizlik zamanı)

10 Ocak 2012 Salı

İŞ ARAMIYORUM MESLEĞİMİ ARIYORUM

BAŞIMA NELER GELDİ SİZE DİYEMEDİM!!!

sol haber merkezinden yiğit günay, yaptığımız sohbetten güzel bir roportaj çıkardı.buraya röportajı alırken bazı eklemeler de yaptım.

İlhan Cihaner'in Erzincan'da evi ve işyeri basıldığında NTV'de "Başsavcıya abluka" altyazısı geçen Mustafa Hoş, bu başlığa müdahale edilince kanaldan ayrılmıştı. Hoş'la yaşadığı iki seneyi ve Türkiye'nin ve medyanın durumunu konuştuk. İlginç şeyler anlattı.
16 Şubat 2010'da Erzincan'da Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner'in evi ve makamı polis tarafından basılmış ve arama başlatılmıştı. Gelişme, herkes için beklenmedikti. Tüm medyada haber merkezlerinin gözleri Erzincan'a dönmüştü.
NTV, canlı yayında haberi verdiği sırada ekranda altyazı olarak "Başsavcıya abluka" başlığını tercih etti. Ve bu başlık, sonunda Haber Koordinatörü Mustafa Hoş'un kanaldan ayrılmasıyla sonuçlanacak bir krizi doğurdu.
İki sene önce NTV'nin başında olan Mustafa Hoş'la konuştuk. Hoş, iki senedir büyük bir tecrit yaşadığını belirtiyor.
"Tam o dönemde İlhan Cihaner adlı bir savcıya baskın yapıldı. Ben o sırada pek tanımıyorum, ama yürekli bir savcı diye biliyorum. Nereden çıkarıyorum bunu da, çünkü Jitem'e dava açan ilk savcıydı. Üstelik de Jitem'in adından bahsetmenin bile büyük tehlikeler getirdiği bir dönemde. Sonrasındaki sürece ilişkin çok şey bilmiyordum. O süreçte Saldıray Berk'in gözaltına alınma ihtimali vardı. Bu ihtimal nedeniyle ben Erzurum'a bir ekip gönderdim. Ertesi gün bir haber geldi, 'Erzincan'da İlhan Cihaner'e baskın' diye, ekibi oraya yönlendirdik tabii.
"Ben meslek hayatım boyunca bir başsavcının evi ve işyerinin basıldığını hiç hatırlamıyorum. Büyük bir olaydı bu. Ve orada görünen şey, çıplak, net olarak bir ablukaydı. Arkasında başka bir argüman yoktu bunun, bir durum tespitiydi. Ama bunun sorun yaratacağını da biliyordum. Bile bile ısrar ettim. Başlıktan vazgeçmem istendi. Vazgeçmeyeceğimi söyledim. Sonra doktora gitmek üzere ayrıldım haber merkezinden. Ardından başlığa müdahale edildiği söylendi, ben de bir daha hiç gitmedim. hiç bir yere yerleşmediğim için eşyam falan da olmaz zaten benim.ben otosansüre karşı kellemi ortaya koyup giderken suskun kalanlar ya da alkışlayanların da sonradan düştüğü durum acıklıdır.ayrıca  aradan geçen zamanda ilhan cihaner'in davasını takip ettiği ismail ağa cemaatinin bugünkü durumuna bakınca hayatın ironisi şamardan bile ağır diye düşünüyorum.Erzincan'da asıl mesele gülen cemaati soruşturmasını engellemekti ve o da başarıldı.bunun deşifre edilmemesi için ortalık yangın yerine çevrildi.ergenekon sürecinde ve sonrasında MİT ile ilgili hiç bir operasyon olmadı.sadece erzincan'da 3 mit görevlisi gözaltına alındı.kimse merak etmedi neden diye.3 mit görevlisi hangi okulun sınav sorularını çalan kişileri takip ediyordu.kimdi bu kişiler.uludere üzerinden MİT kavgasını da hatırlarsak fotoğraf daha da netleşir."

"Herkes aman başıma bir şey gelmesin derdinde"
Otosansür uygulamadığı için bunların yaşandığını düşünüyor Hoş. Ve otosansürün, medyadaki en büyük problemlerden biri olduğunu.
"Bir patronaj filtresi her zaman vardır medyada. Patrona rağmen bir şey yapamazsınız. O bir sermaye grubu, ve o sermaye grubunun kendine ait bir bakışı, duruşu var. Hep böyleydi zaten. Holdingleşen medyayla birlikte habere bakışta bir yozlaşma yaşanndı ama sen de zorlarsın. Sonuna kadar zorlarsın. Patrona karşı da zorlarsın. Sonuçta medyanın omurgasını patronlar oluşturmaz, gazeteciler oluşturur. Sorun şurada: bugün medyanın omurgasını patronlar ya da siyaset oluşturuyor. Gazeteci yok o omurgada. Artık zorlayan da yok. Baştan 'Bu haber zarar verir' denilerek ofisboyundan genel yayın yönetmenine yani en alttan en üste kadar otosansür çalışıyor.çoğunluğun tek derdi aman başıma bir şey gelmesin.ruh yok onur yok.ilke yok onur yok.başına daha ne gelecek ki."

"Sorun NTV olsa, çok kolay çözülür"
Mustafa Hoş, aradan geçen iki senenin de etkisiyle, dönüp medyanın durumuna baktığında ve yaşananları anlattığında ısrarla NTV'yi değerlendirmekten uzak duruyor. "Sadece NTV olsa problem, bu çok kolay çözülür. Her şeyi söylerim. Ama NTV üzerinden gitmek doğru değil, çünkü hepsi aynı. Tamam NTV bunun merkezidir, şöyle oldu böyle oldu, evrildi çevrildi, ama genel medyanın sorunu bu. Onu konuşmak doğru olan.ntv öylede diğerleri çok mu düzgün.hepsi aynı derecede kirlendi.hepsi aynı derecede meslek ilkelerini,ahlakını yok etti.hepsi aynı şekilde biat etti" diyor, artık "dışarıda" olmasının da sağladığı avantajla bütüne bakıyor ve medyayı yargılıyor.

"Bu iktidara ilk önce medya teslim oldu"
Mustafa Hoş, herkesin başına bir şey gelebileceği kaygısıyla otosansüre yönelmesinin arkasında, Türkiye'de siyasi iktidarın dengelerinin değişmesini görüyor. Eskiden iktidarın parçalı olduğu dönemde farklı odaklar arasındaki rekabet sayesinde gazeteciye alan açıldığını düşünen Hoş'a göre artık bu ortadan kalktı.
"Ben merkez medyada çalışmış birisiyim. Eskiden kendini ifade edebileceğin bir yer mutlaka vardı. Çünkü rekabet vardı. O rekabette fırsat buluyordunuz, yer buluyordunuz. Şimdi rekabet ortadan kalktı. Haber yarışı yok. Tek ihtiyaç, siyaseti, güç dengelerini mutlu etmek üzerine kurulu. Böyle olunca da her medya sahte bir mutluluk bahçesine çevrildi, bambaşka bir dünya var orada. o dünyanın yaşadığımız türkiye ile ilgisi yok.Sosyal medya bu kadar zorlamasa, daha da kör olacaklar.
"Zaten ilk medya teslim oldu. Daha önce de teslim olmuştu, teslim olmayı iyi biliyor medya. Ama önceden rekabet ortamında kendini ifade edebileceğin yerler vardı. Bu sefer o ortadan kalktı."

Öcüler cumhuriyetinde vasatın tahakkümü
Hoş, medyada yaşananları, ülkede yaşanan dönüşümle birlikte ele alıyor ve "Öcüler cumhuriyetinde yaşıyoruz şimdi" diyor.
"Öcüler yaratılıyor sürekli. O öcülerin olduğu bir de perde var önümüzde, ve bir de asıl onun arkasında olan şeyler var. Medya sadece o öcülerin o perdede görünmesini sağladı. Bugünkü medyanın tek işlevi bu. Oysa asıl işlevi o perdeyi yırtmak olması lazım. Çünkü o perdeyi yırttığın zaman gerçeğe ulaşabilirsin. perdeye dokunan yandı.başı belaya girdi. şu anda medyada bir çeşit vasatın tahakkümü var. bu vasatın filtresinden gösteriliyor her şey. Medya yaratıcılık üzerine kuruludur.oysa yaratıcı olan herşeye düşmanlar. çünkü biatla yaratıcılık uymaz birbirine.haber itaatsiz insanların yapacağı bir şeydir.biat eden haber yapamaz.haberci olamaz.geçmişte itaat edenler vardı.onlar da kurşun askerdi.yine habercilik yapmıyorlardı"

"Gülen cemaati eliyle bir dezenformasyon ağı örüldü"
Hoş'a göre bu "öcüler cumhuriyeti"nde haberin bütün değerleri yok edildi. Hoş, karşı görüşün haberin namusu olduğunu hatırlatıyor ve ekliyor: "Son dönemde bu ideoloji tüccarlarının yaptığı haberlere bakın, karşı görüş neredeyse hiç yok. ozaman bir tane namuslu haberlerini gösterin. Yok. Namusu olmayan haberleri yaptılar ve bunlarla, medya eliyle insanları mahkûm ettiler. Bir manipülasyon ve dezenformasyon ağı örüldü. Ve bunu da en çok kullanan, Fethullah Gülen cemaati. Açıkçası Türkiye'deki en büyük korku da bunlar tarafından yaratıldı,özel yetkili medya,polis savcı hakim eliyle "

Zaman'ın Uludere başlıklarına bakın, bunun adı medya değil
Mustafa Hoş, bugün AKP ile cemaat arasında bir gerilimin açığa çıkmasıyla beraber, daha ilginç bir noktaya gelindiğini belirtiyor. Hoş'a göre Uludere'nin ardından yaşanan, bu gerilimin tezahürlerinden biri. Zaman gazetesinin katliamdan sonra haberine attığı başlıklara dikkat çekiyor Hoş:
"Bakıyorsun cemaatin gazetesine, 'Maraş katliamı'. Güzel. 'Dersim katliamı'. Güzel. E bu ne? İlk gün 'Sınıra operasyon, 35 ölü'. Sonra, 'Sınırda olay', 'Sınırda facia'. Şimdi? 'Sınırda öldürülen insanların hesabını verin'. Bu evrelerde, bu geçişlerde insani, mesleki bir refleks yok. Siyasi bir hesap ve pazarlık var. O her bir pazarlığın tezahürüdür bunlar. O zaman bunlar genel medya işlevini yerine getirmiyor, başka bir şey yapıyor."

Önce suçla, sonra delil uydur
Hoş, AKP Türkiyesi için "Artık bu ülke, 'önce suçla, sonra delil uydur' Türkiyesi" tespiti yapıyor. Ve bu yargısız infazlar, ülkenin tarihinin yeniden yazılmasıyla da bağlantılı.
"Hafızayı silmekten öte, yeni bir bellek yaratılıyor. Bu bellekte de mağdur edilmiş sadece bir kesim yaratılıyor. Ve kendi zalimliklerini de ancak bu mağduriyetle örtebiliyorlar. ne olduysa bu ülekede hep onlara olmuş gibi bir algı yaratıldı.algı böyle oluncada yapılan her zalimliğe kılıf sağlanmış oldu.Bu bizim çok alışık olduğumuz bir yöntem değil. Bu biraz psikolojik savaş yöntemleri gibi. Son dönemde ortaya çıkan adamların kullandığı kelimelere bir baksanıza… Ben anlamıyorum çoğunu. Bana diyor ki, 'sen halka karşı operasyon yaptın'. Ne demek yahu bu? Ben 25 senedir bu piyasada açık seçik işini yapan, kendini ifade eden bir insanım. Ne demek halka karşı operasyon? Böylelikle Ergenekon'la bağlantı kuruluyor. Bu abluka olayında da böyle bir şey yaşandı. Benim Ergenekoncu olduğum ilan edildi. Benim hayat mantığım anti-militarist."

"Büyük bir linç ve tecrit yaşadım"
Mahkûm edilenlerden biri de, Hoş'un kendisi oldu bu süreçte. "Ben bu sürecin vicdan ve ahlak duvarıyım" diyen Hoş, 28 Şubat'a da, 27 Nisan'a da karşı koyduğunu vurguluyor kendisine yöneltilen "Ergenekoncu" suçlamasına söz tekrar geldiğinde. Ancak geçmişi, onu bu yaftadan kurtarmaya yetmemiş.
"En somut şeyde bile büyük bir şüphe yaratılıyor. Arkasında başka bir şey varmış gibi. En yakınlarında bile soru işaretleri oluşturuluyor. Benim olaydan sonra ben ölmüşüm gibi davranılıyor. Bazen, sosyal medya dışında zar zor kendimi ifade edebileceğim bir yerler buluyorum, o zaman da hortlamışım muamelesi yapılıyor. Büyük bir linç ve tecrit yaşıyorsun. Bir yere mahkum ediliyorsun, bu mahkumiyetin hiçbir karşılığı yok, ve bunu bilen bir sürü insan varken herkes susuyor, ve gerçekten sen sanki böyle bir meselenin içindeymişsin gibi davranılıyor.
"Büyük bir fitne fesat şebekesi çalışıyor. Unutuluyorsun, yokmuşsun hissi yaratılıyor. Sanki ben müebbet ev hapsine mahkum edilmişim gibi. Haberler uçuruluyor 'bir daha medyanın kapısına uğrayamayacak o' gibi. Bir süre sonra tanıdıkların bile çekiniyor. Başım belaya girer onunla görüşürsem diye. Bakıyorsun telefonda konuşuyor, twitter'da konuşmuyor. Orada görünüyor ya.birileri görür diye sinsilik yapan çok var"

"Hapse atılmadığına şükret diyenler başka şeyleri meşrulaştırıyor"
Konu haliyle tutuklu gazetecilere de geliyor. Zaten Mustafa Hoş da röportaj için buluştuğumuzda, Odatv davasında yargılananların tutukluluk hallerinin devamına karar verileceği o uğursuz Perşembe günü öğleden sonra duruşmadan çıkıp gelmişti. "25 senedir aynı işi, aynı şeyi yapıyorum. Kızılır, tehdit edilirsin, bunlar olur. Ama hapse, zindana atılmak nedir? Bu nasıl olur? İşte Türkiye'nin geldiği noktayla ilgili bu. Dışarıda olmak sanki bir lütufmuş gibi gösteriliyor. Bu ülkenin karanlığını gösterir. Bunu dile getiren herkese öfke besliyorum. 'Hapse atılmadığına şükret' sözünü bu kadar kolay söylemek, başka bir sürü şeyi meşrulaştırıyor."

"NTV'den helikopter düşüren çete"nin de üyesi
Medyada dezenformasyon ve manipülasyon yoluyla bir algı yaratıldığını belirten Hoş, önce suçlu yaratıldığının altını ısrarla çiziyor. "Ondan sonra sen karar versen ne olur? Bu yöntemin kendisi, sorun zaten" diyor.
Suçlu yaratmak denilince ise, aklına ister istemez Taraf gazetesinde Mehmet Baransu imzalı haberde, Muhsin Yazıcıoğlu'nun helikopterinin, NTV haber merkezinden yapılan yüzlerce telefon araması sonucu oluşan manyetik dalga nedeniyle düştüğü iddiası geliyor.
"Ben aynı zamanda telefonla helikopter düşürmekle suçlanan örgütün de üyesiyim. Ki ben o tarihte NTV'de bile çalışmıyordum." Kendileri hakkında açılan davanın durumunu soruyoruz, takip etmiyor, bilmiyormuş. "Ben olmadığım bir yerde telefonla helikopter düşürmekle, ve bunu bir örgütle yapmakla suçlanıyorum. Televizyonda çalışacağım, helikopter düşecek, ve sen orayı aramayacaksın. Ben aramayanı amiyane tabirle döverim. Ama bunlar gazeteci geni taşımadığı, gazetecilik işi yürütmedikleri için bunları bilmiyorlar."

"Beni asıl korkutan, bunun doğru olabileceğine inanan ruh hali"
Söz konusu haberi yapan muhabirin şimdiye kadar sayısız haberinin yalan çıkmasını soruyoruz. "Sokağa çıkamazsın" diyor. "Bunlar ben bunu söylediğim için beni düşman belliyorlar. Daha vahimi, buna gazeteciler cemiyeti denilen o garabet de ödül verdi. Mesleğin en büyük suçu yalan haberdir, ötesi yoktur. İdamın nedir dersen, yalan haberdir. Yalan haberi tescillenmiş birine, bir başka meseleden ödül verildi."
Hoş şöyle devam ediyor: "Beni asıl korkutan bu ruh halidir. Haberin yalan olmasından vahim olan, buna inanmalarıdır. 'Ha, bu orada ne yaptı, onu telefonla aradı, e Erzincan'da da şöyle haber yaptı, tamam bir tarafın adamı.' Ne bu? Bir kuyruklu yalan zinciri, ve sonucunda sen mahkum oluyorsun."

"Ergenekon, Gladio'yu örtmek için kullanılıyor"
Mustafa Hoş, "Bir güç ve iktidar, bir kibre yol açtı. Ve kibrin yarattığı derin bir hasar oluştu vicdanlarda" diyor. Hoş'a göre bir doğrunun karşısına, bin yalan çıkarılıyor. Bu psikolojik savaş taktiğine Türkiye'nin alışık olmadığını, örneğin ABD'nin Vietnam Savaşı sürecinde uyguladığına benzer bir şeyin uygulandığını düşünüyor.
Ergenekon'u örnek veriyor. Ergenekon süreci başladığında heyecanlanmış Mustafa Hoş. Fakat sonradan, sürecin başka bir yere gittiğini görmüş. "Evet, ben Ergenekon'un var olduğuna inanıyorum. Ama Türkiye'de aslında Ergenekon'un, Gladio'yu örtmek için bir örtü olduğunu görüyorum şimdi. Gladio hala yaşıyor Türkiye'de. Zaten o yüzden bunları yaşıyoruz" diyor, "Askeri vesayet denilen şeyi, birazcık kendisine demokrat diyen kimse savunmaz. Ama askeri vesayetin yerine cemaat vesayetini koyarsan, bunun ondan farkı olmaz."

"Bunlar bir rant alanına hakim olma hamleleri"
Ergenekon, şike ve benzeri operasyonlar, Hoş'a göre belli bir rant alanına hakim olma hamleleri. Hoş, dini cemaatlere karşı değil, fakat Gülen cemaatinin bu hamlelerdeki payını görüyor.
"Allah yolunda koridor olması gereken bu cemaat, bugün bir rant zinciridir. Ben cemaatler yok olsun diye de düşünmem. Birer sosyal realitedir cemaatler. Ama her şeye hükmedeceksin, her şeyin içerisinde olacaksın, ama ortada yoksun. Böyle bir şey olmaz. Bir hayalet var ortada. Biz hayalet güçlerle yönetilemeyiz. Bunun en fazla olabileceği yer lobidir. Ama sen hükmediyorsun."

Rant olmasa 16 tane zarar eden haber kanalı olur mu?
Bu rant paylaşımında medyanın rolünü vurguluyor Hoş sürekli. "16 Haber kanalı var. İnanılmaz bir rakam. Ve 16 haber kanalının hiçbirisi kâr etmiyor. Hepsi sübvanse ediliyor. Bu kadar para oraya niye veriliyor? Haber değilse dert, ki öyle olmadığını biliyoruz, haber alamıyoruz çünkü, başka bir işlev yürütülüyor demek ki. Siyasetle ticaretin basamağı gibi kullanılıyor medya."

"Ben iş aramıyorum, mesleğimi arıyorum"
Cihaner olayıyla NTV'den ayrılmasının ardından karşılaştığı tecrit sonucu 2 yıldır herhangi bir yerde işe girmemiş Mustafa Hoş. Daha önce büyük paralar kazanılan pozisyonlardayken hepsini bırakınca, hayat standartlarını da buna göre tekrar düzenlemeye çalışmış. Kendiyle çok hesaplaşma yaşadığını da itiraf ediyor, "Ama onurumu korumak zorundaydım" diyor.
Aslında iki senedir iş de aramıyormuş Hoş. "Mesleğimi arıyorum" diyor. "Bu halde yapsam ne olacak, iki gün sonra aynı şey olacak."
Kendisinin iyimser olduğunu belirtiyor. Hoş'a göre bu böyle gitmeyecek. Kendisi de, bir kez daha mesleğini, gazeteciliği yapabilecek. O günü bekliyor.

31 Aralık 2011 Cumartesi

Abluka kadabra ya da değiş tonton biat et



Biat mı itaatsizlik mi? Eğer gazeteciysen tercih bellidir. İtaatsiz olursun. Mesleğin geni bunu gerektirir. Gazetecilik bazen kendine bile isyan etmektir. Özgür bir kafan varsa bu meslek güzeldir. Artık fazla ütopik, biliyorum.

Neredeyse unutuldu ya “kalemini sat ama boyun eğme”. Bir zamanlar dillere pelesenk olmuştu ya hah işte bu söz itaatsizliğin tezahürüdür. Babıali’den beri çok hoyratça kullanıldı. Bırakın kalemi, ruhunu satanlar bile bu büyülü kelimenin arkasına saklanırdı. Ruhunu satanlar kadar kalemini satmayanlar da vardı. Bir suni dengeydi bu ve mesleği yeşertiyordu.

Holdingleşen medya ile bu denge bozuldu. Kupondan para çıkaran medya patronları önce kalemi yaktı. Patronun yaktığı kalemin küllerinden ise yeni bir gazeteci tipi doğmaya başladı. Patrona sınırsız itaat edenler. Bu sınırsız itaat omurga falan bırakmadı. Daha çok kazanmak için daha çok kalem yakıldı. Kimin kalem külü çoksa, o daha çok yükseldi, daha çok büyüdü. O kadar semirdiler ki bedenlerinde ruha yer kalmadı. Zemin hazırdı artık, itaatten biate geçmeye ve öyle de oldu. Sorunsuz biat etti medya. Suni denge artık yerle bir oldu. Tek tük kaldı itaatsiz olanlar.

Mesleğin kodları değişmeye başladı. İtaat ile biatin gayri meşru ilişkisinden gazeteci adı altında ideoloji tüccarları türedi. İdeolojik bültenler gerçek medyanın yerini aldı. Her bir medya kuruluşunun etkili ve yetkili yerinde ideoloji tüccarlarının kendisi ya da suretleri köşeleri kaptı. Kalem külünden doğanlar bu kez değiş tonton olup biatın sorunsuz askerleri oldu.

Biat medyası da kendi içinde evrilip ‘Alamut Kalesine’ dönüştü. Hedefte ne varsa hiçbir sınır tanımaz oldular. Muhafaza edilen bütün değerleri kullanıp muhafaza edilemeyecek hale getirdiler. Tek tük kalan gazeteciler ya dışında kaldı ya da ablukanın içindeki anaforlarda dengelerini yitirdiler.

İtaatsiz olmak başlı başına bir suç haline dönüştü. Gazeteciliğin siyaset karşısındaki gözlemci rolü yerini refakatçiliğe bıraktı.

Sansürün ağır baskısından sansürün en alçak aşaması otosansüre geçildi. Haberler meslek ilke ve ahlakı yerine fitne imbiğinden süzülmeye başladı. Fitne denmesin diye haber merkezleri otosansür merkezlerine dönüştürüldü.

Medyanın geldiği hal budur. Daha da dibi yoktur.

Dipten gelen dalga sosyal medya oldu. Sosyal medyanın etkisi otosansür merkezlerine gürz gibi darbe vurmaya başladı. Artık daha az okunuyor, daha az izleniyor, ve daha az dinleniyorlar.

Bundan sonra otosansür merkezlerini yeniden haber merkezlerine dönüştürenler kazanacak. Haberin içinden fitne denilen virüsü atanlar kazanacak. İtaatsizlere yer verenler kazanacak. Daha çok vicdan diyenler kazanacak.

Ve bütün bunların başlangıcı 2012 olsun.

Bu başlangıç olursa da iyi yıllar hepimize.

26 Aralık 2011 Pazartesi

Bütünüyle Tutukluyuz



'Tropa De Elite 2’deydi sanırım öğretim görevlisi Diogo Fraga “BOPE (Brezilya özel tim teşkilatı) ile yapılmak istenen, bütün Brezilya’nın sorgusuz sualsiz cezaevine dönüştürülmesidir” diyordu.

Bir ülkenin cezaevine dönüştürülmesi suç ve ceza algısında sorun yaratır. Kendileri dışında herkes suçlu anlayışı başlı başına bir sorundur. Bugün Türkiye bir anlamda bunu yaşıyor. NeoDGM’ye dönüşen Özel yetkili mahkemeler,özel yetkili medya, ve özel yetkileri her daim var olan polis aracılığıyla düşmanlaştırılan her düşünceye kelepçe vuruluyor.

Hukuk ve yasalar karşısında suçlu durumda olmakla hakim düşünceye karşı olup düşmanlaştırılıp suçlu ilan edilmek çok ayrı kavramlar.

Türkiye’nin en karanlık koridorlarından çıkıp ülkeyi ölüm tarlalarına dönüştüren gladioya karşı yapılan harekata aklı vicdanı olan kim karşı çıkabilir ki. Oysa bugün gelinen noktada Ergenekon sadece cemaate karşı yapılan eylemlerin cezalandırıldığı bir intikam sürecine dönüştürüldü. Gladionun bilinen isimleri dokunulmazlık zırhı kuşandı.

3 Temmuz’da şike adı altında futbol sahalarına yapılan operasyonda şike, ahlak, temizlik kavramları öyle hoyratça kullanıldı ki operasyona destek veren neredeyse pir-u pak oldu. Operasyonun yanında yer alan isimlere bakıldığında ise zemzem suyuyla yıkansa temizlenemeyecek isimlerdi.

Son KCK operasyonunda da benzer çelişkiler var. Herkes bir kaba sığdırılıp yaftalanmaya çalışılıyor.

Zaten Türkiye’yi cezaevine çeviren bütün operasyonlarda aynı durum var: Bir doğrunun olduğu torbaya bin tane yanlış konuluyor ve sadece medya manipülasyonu eliyle o doğru gösteriliyor. Bin yanlış tek bir doğruyla gölgeleniyor.Burası önce suçlu yarat sonra delil uydur Türkiye'si artık.

”Devlet için kurşun atan da yiyen de şereflidir diyenler” cemaat korumasıyla günışığını içmeye devam ederken hayatı gladioya karşı olmakla geçen Ahmet Şık zindan karanlığına mahkum ediliyor.

Terör silahla yapılır, terörist silahlı olur. Düşünceyle terör olmaz. Bu en azından demokrasilerde böyledir. Tahakküm toplumlarında ise tahakküme sesini çıkaran herkes potansiyel teröristtir.

Şike de sadece futbolcu ve hakemle yapılır. Gelinen noktada tutuklu ne futbolcu ne de hakem (şüphelisi bile olmadı) var.

Tutukluluk süreleri bizatihi cezaya dönüşmüş durumda. Oysa suç kapsamı bakımından emsal sayılacak Deniz Feneri davasında tutuklu sanık kalmadı.

AKP’nin 3. döneminde ortaya çıkan Fethullah Gülen cemaati ile önce düşük sonra orta yoğunluklu çatışmanın da bir çok olayda etken olduğunu gözden kaçırmamak gerekiyor. Yaratılan öcüler nedeniyle Türkiye şu ana kadar cemaat olgusuyla yüzleşemedi. Ülkenin bütün kurum ve sosyal alanına heyula gibi çöken cemaatin, meşru sorumlulukta sadece hayalet bir güç olması paradoksuyla Türkiye yüzleşmek zorundadır.

Cemaatlerin varlığı sosyal bir olgudur. Cemaatler Allah yolunda bir gönüllülük koridorudur. Oysa gelinen noktada Gülen cemaati bırakın maneviyat ocağını artık bir lobi gücü bile değil, siyasetin göbeğinde yer alan rant zinciridir. Siyasi ve rant alanındaki rakiplerini bertaraf etmesini, bütünüyle tutuklu yaratmakla örttüğünü de daha çok konuşacağız.

Ben çeyrek asırlık gazeteciliğimle gladionun bu ülkenin karanlık dehlizi olduğuna şahidim. Darbenin de darbe teşebbüsünün de insanlık suçu olduğuna bütün hücrelerimle inanmış biriyim. Gelinen noktada Ergenekon’un bertaraf edildiğine olan inancım fena zedelendi.

Yıkılmak istenen vesayetin yerine yeni vesayet konuldu. Dünün mazlumları bugünün zalimlerine dönüştü.

Av olanlar avcı, avcı olanlar av oldu. İki tahakkümlü Türkiye’nin arasında kalan vicdani refleksler de buna kurban edildi. Hepsi bu.


Dipnot:

Gelin şimdi Ceza ve Tevkifevleri genel müdürlüğünün verilerine bir bakalım.Ekim ayı itibariyle tutuklu sayısı: 34430 kişi.. 34430 kişi adaletin tecellisini bekliyor demir parmaklık arkasında. Hem de suçlu suçsuz aynı potada eritilen neovesayet Türkiye’sinde.

12-17 yaş: 1623 kişi
18-20 yaş: 3966 kişi
21-39 yaş: 20768kişi
40-64 yaş: 7681
80 üstü : 15

tutukluların öğrenim durumu (mezun)
yüksekokul veya fakülte: 1317
yüksek lisans: 22
doktora: 5

tutukluların suç dağılımı
adli tutuklu : 30.504
terör: 4050
çıkar amaçlı suç örgütü: 1411
suç grubu bilinmeyen: 497

Türkiye'de terör suçuyla içeride olan hükümlü ve tutuklu sayısı 8.190

Türkiye kocaman bir cezaevi: Ekim 2011 itibariyle

tutuklu sayısı: 34430
hükmen tutuklu: 17952
hükümlü : 74660
genel toplam: 127042