28 Şubat 2013 Perşembe

16 yıl önce 16 yıl sonra 28 şubat

bugün 28 şubat.yani post modern darbe girişiminin 16.yılı.şimdi herkes o günleri yok sayarak postal tekmeliyor.peki o 28 sürecinde ne yazıyorlardı.ne diyorlardı? Biraz fikr-i takip yapalım

hıncal uluç: "şu bizim gentellerimiz" baslıklı yazısında "kafalara tank" edecek diyordu. "İrtica çağrılarına hem de demokrasi adına çanak tutan genteller..
Mürtecilere karşı çağdaşlığı savunanlara "laikperestler, laikçiler" diye adlar takarak, laisizmi, irtica ile aynı kefeye koyan, laikleri aşağılayan, alay konusu yapan genteller!..
Neden ve kimden yana oldukları asla anlaşılmayan tatlı su demokratı genteller!..
http://arsiv.sabah.com.tr/1997/03/05/y08.html

hıncal uluç 7 mart 1997 tarihli yazısında "orduma güvendiğim için rahat uyuyorum" askerlerle pilav kuru yemesini ağzını şapırdatarak yazıyordu. http://arsiv.sabah.com.tr/1997/03/17/y08.html

hasan cemal 7 mart 2007'de refahyolun yangına körükle gittiğini söylüyordu." hoca ateşle oynuyor" diyordu http://arsiv.sabah.com.tr/1997/03/07/y01.html 

taraf'ın eş genel yayaın yönetmeni yasemin çongar 28 şubat'ın aktiv ve cevval kalemiydi. merve kavakçı için sürek avı yapar derecesinde yazılar haberler veriyordu.washington'tan.http://www.milliyet.com.tr/1999/05/04/siyaset/siy00a.html
aynı yasemin çongar cemaat taraf'inda bu kez başka operasyonlar yürüttü ta ki taraf'ın cemaat paramiliterliği bitene kadar. 

28 şubat'a kadar gitmeye gerek yok.2006 yılında ali atıf bir'in yazılarını okumak yeterli bugünü anlamak için. Ali atıf bir şimdi cemaat destekli bugün gazetesi köşe yazarı.hürriyet'te iken fethullah gülen'ler ilgili çok sert yazılar yazıyordu.http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=3857432 diyordu ki ali atıf bir "Eğer reformist Müslüman hareketinin lideri olduğunu kabul etmiyorsan niye dersane işindesin? Niye FEM dersanelerini pompalıyorsun... 700 okulun, 1000 yurdun, 1000 kreşin arkasında ne var?Yoksa reformist değil, beyin yıkama işinde misin? Niye bu kadar güçlü bir cemaat pazarlaması? Türkiye’yi bir karşı devrime mi hazırlıyorsun? Bu hızla giderse, cemaat kaç yılında Türkiye’yi yönetecek hale gelir?"
Bir de aklıma gelmişken... Niye Amerika’da yaşıyorsun? Samimi Müslüman, samimi samimi Türkiye’de yaşar. Samimi yanıtlar bekliyorum" yine ali atıf bir zaman gazetesinin cemaatin yayın organı olduğunu yazıyordu http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=4764530

aynı ali atıf bir şimdi bugün'de cemaat kadar başınıza taş düşsün yazıları yazıyor http://gundem.bugun.com.tr/cemaat-kadar-basiniza-tas-dussun-179048-haberi.aspx

28 şubat'ın coşkusuna kapılanlardan biri de fatih altaylı idi. 1998 yılında hürriyet'te yazdığı yazı askere bir güzellemeydi. hem de öyle böyle değil.gol sevincini yaşayan abdürrahim albayrak gibi çoşkuyla kalemine sarılıyordu. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-32078
"Halk Türkiye'ye el koymaya hazırlanıyor" yazısından bir bölüm
"Halkın karşısında durmak mümkün değil. Yeter ki örgütlensin, yeter ki sesini duyurabilsin.
Refahyol'u deviren süreç 28 Şubat Milli Güvenlik Kurulu kararları değildi.
Milli Güvenlik Kurulu'nun çıkışından destek alan halktı.
Bu ülkeyi Refahyol belasından halkın gücü kurtardı.
1 dakika karanlık eylemi, meydan toplantıları ve 5 büyük kitle örgütünün omuz omuza vermesi yıktı Refahyol'u"

bugün 28 şubat şövalyeliği yapan cemaat yani fethullah gülen 28 şubat'a omuz veren bir tavırdaydı. fethullah gülen her fırsatta erbakan'a yükleniyordu.


cemaat ve medyası süleyman demirel'i bugün 28 şubat sürumlusu olarak görüyor oysa o dönemde fethullah gülen demirel'e bizzat kendi eliyle yılın devlet adamı ödülü veriyordu.

fethullah gülen'in resmi sitesinde o ödül töreni için şu yazı hala duruyor. http://tr.fgulen.com/content/view/61/11/

erbakan ile ortaklığı tartışmalı olan ama fethullah gülen ile ilişkisi bugün de süren çiller o dönemde önemli bir rol alıyordu. amerikayı kullanarak mesaj veriyordu. http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=-261763 
t

24 Ocak 2013 Perşembe

itaatsiz çocuklar/avutulmuş çocuklar


“Tribün çocukları...  Orda başka türlü akar hayat. Tribünde hayat ritmik ve sloganisttir. Serttir iklimi.  Sevgi selidir ama önünde ne varsa götürür rakibe doğru. Med-cezirdir. Her ‘med’de sevgi her ‘cezir’de öfke. Nefretin, öfkenin,sevginik  doruk noktasıdır tribün . Raconu nettir. Mertliğe selam çakılır. Her şeye karşın duruşu vardır. O duruş rakip stadın da tribünlerinde olsa saygı duyulur.  Tribün çocukları taraftardır.  Stat çocukları holigandır.  Tribün çocuklarının rekabetinde mertlik, stat çocuklarının rekabetinde pusu vardır. Tribün çocuklarının varlığı/rekabetidir aslında futbol denen temaşayı güzelleştiren”

eski bir yazımda tribünleri böyle anlatmıştım.Fenerbahçe’de paradoksal ve neotürkiye ikliminin lodos etkisiyle şimdi tribün çocuklarının yerine stad çocuklarının sesi çıkıyor.Ve aslında onlar avutulmuş çocuklar.o yüzden sahayı sadece skor penceresinden görüyorlar.
skora göre ertelenmiş öfkenin ya da skora göre ortaya çıkarılan öfkenin ötesine bakmak lazım.futbolun hali malum ve bu halde  futbol bozkırında yeşeren umutlar var fenerbahçe’de. Görmek için bakış açısını değiştirmek gerek.ya da algı zehirlenmesinin tek panzehiri olan vicdanı hakim kılmak gerekiyor.

bursa maçındaki umutlar sahanın çimenlerinden de yeşildi.salih’in yaşından hızlı büyüyen futbolu,beykan’ın “gençlik ateşi golü” yedekten dörtnala sahaya uzanacakmış gibi duran recep tabi ki bu yeşeren umutların filizidir ama benim kastetdiğim kolektif futbol ve kolektif bilinç.aykut kocaman’dan hayata ve sahaya akıp giden kolektif futbol ve kolektif bilinç.Bunun tezahürü için fenerbahçe’nin kupa maçları ampirik bir laboratuvar gibi.as oyuncularla takviye edilen kadronun ortaya koyduğu paylaşım,arkadaşlık ve kadirşinaslık resmi bu.dünya yıldızı meireles'den samandıra tesislerindeki çaycıya uzanan bir resim. hani bursa maçında nazim olsaydı abidin’e derdi.”mutluluğun resmi baroni’nin beykan’ı omuzlara aldığı bu andır.abidin “ fonda hababam pankartı ile bütünleşen anlam kazanan o an.hababam ruhu.tribünlerdeki lakabı gamsızdır,baroni’nin ki o baroni gamdan öte nasıl bir kocaman yüreğe sahip olduğunu beykan’ı omuzlara alarak gösterdi.ne gam.görmek isteyen için.

kolektif futbol saha dışından başlar.sonra sahaya doğru akar.bu süreçtir.o süreç başladı ve emekliyor henüz.yürümeye başladığında ise ne avutulmuş çocuklar ne de avutan güçler durabilir önünde.yeter ki itaatsiz tribün çocukları avutulan stad çocukları kadar sesini ve yüreğini ortaya koysun. 

27 Aralık 2012 Perşembe

var misin? yürüyerek...



Meral. Burçin Falay ve Aykut Kocaman ve Meireles.
Sahadan hayata akıp giden bir paralel kurguyla birbirine bağlı gerçek yaşama öyküsü bu.
Önce Meral
Onun öyküsünü başkasından dinledim. O yüzden gerçek adını yazmıyorum. Yaşananlar gerçek.
Fanatizm, holiganlık yaftasının ardında bir dayanışma, vefa ve hayat var. Meral futbolla hiç ilgisi olmayan bir anneydi. Futbol onun için bir toplum afyonu, bir serserilik alanıydı. Ne zaman ki biricik oğlu bir kaza yaşadı, hayatı ve futbol kesişti. Hiç kopmamak üzere. Mert futbolla yatıp kalkan, bütün hayatı sarı laciver düşlerle süslenen bir çocuk. Henüz 15 yaşında. Annesi Meral’le yaşadığı kuşak farkı sarı lacivert renklerle daha da açılmıştı. Mert “Sarı” diyor, anne “Bırak bu işleri, hayat acıdır” diyordu. Mert “Lacivert” diyor, anne “Karnını futbol mu doyuracak” diyordu.
Bir gün Mert çubuklu sevdasına koşarken araba çarptı. Bir anda hayat sarı lacivert renklerden, kapkara zifiri karanlığa döndü. Meral koştu oğluna, doktorlar ümitsizdi. Tutunacek el aradı. Elini tuttu birileri. Sıcacıktı. Baktı, Mert gibi bir sürü çocuk. Hepsinin rengi aynı sarı lacivert. Mert’in tribün arkadaşları koşmuştu hastaneye. “Bırakmayız onu, merak etme teyze” diyorlardı. Meral konuşamıyordu. Sarıldı sarı lacivert çocuklara. Onlar da arkadaşlarına. Doktorlar “Ümit yok” derken onlar bırakmadı arkadaşlarını. Gece gündüz, nöbetleşe kaldılar yanında. Birlikte yaşadıkları maçları fısıldadılar Mert’in kulağına. iPod’dan kulağına marşları dinlettiler. Bıkmadan, usanmadan. Mert geri döndü. Odası sarı lacivert. Ama içlerinde bir sarı lacivert başka parıldıyordu. Baktı, annesi Meral baştan sona sarı lacivertti. Mert gülümsedi, sarıldılar birbirlerine. Meral artık hep sarı lacivert. Çağlayan’da, Kadıköy yokuşlarında hiç çıkarmadı sarı lacivertleri. Duymadı “Bir anda ne bu Fener aşkı, her halde sığınacak bir şey arıyordu, Fenerbahçe’yi buldu” diyenlere inat. O oğlunu hayata döndüren sarı lacivert çocukların rengine sığınmıştı oysa. Holiganlık dedikleri bir vefaydı sadece.
Ve Burçin Falay, müdür.
Tribün adamı. Kariyerli bir iş, iyi bir eğitim ve sarı lacivert tutkusu. Deplasmandan Saracoğlu’na, oradan Burhan Felek ve oradan Arena’ya, koştu hep. Hayattan çaldığı tüm anlarda. Annesi Ayla teyze hep kıskandı aslında oğlunun bu renk tutkusunu. Oğlunu az görüyordu. Hep sitem de etti Ayla teyze. Kolay olmamıştı tek başına Burçin’i hayata hazırlamak. Büyütmek, yetiştirmek. Şimdi de semeresini yaşamak istiyordu oğluyla. Oysa Burçin’in gönlü sarı laciverde kayıyordu her an. Burçin daha da sarı lacivert olmuştu, 3 Temmuz, meşum günden beri. Hepimiz gibi. Sevdiğine sahip çıkıyordu. Insan sevdiğine sahip çıkar, dokundurtmaz, günler kahpeydi, şartlar çetin.
Burçin kaldırımda yürüyordu, aklında sarı lacivert düşlerle. Geldi kazan/kazan dünyasının yetiştirdiği bir lümpen sarı lacivert düşlerinin ortasına. Savruldu, düştü. Karardı bütün düşler. Ayla teyzeye tez ulaştı kara haber. Koştu hastaneye, Burçin’ine. Tutunacak el aradı uzandı o eller. Baktı hepsi sarı lacivert. “Bırakmayacağız müdürümüzü” diyordu hepsi aynı anda. “Yürüyerek çıkacağız buradan” diyorlardı, yürüyerek. Her gelene soruyor Ayla teyze. “İş arkadaşı mısın, okul mu?” Yanıt ağırlıkla “Tribün” oluyordu. Daha önce hiç görmediği kızlar, erkekler elini tutuyor. “Yürüyerek Ayla teyze” diyorlardı, yürüyerek.
Ayla teyze 25 gündür hastanede, oğlunun yanından bir an olsun bile ayrılmıyor. Müdür bekliyor, gözlerini açmak için. Ayla teyze bekliyor. Hepimiz bekliyoruz. Yürüyerek çıkacağız o hastaneden. Ayla teyze diyor ki, “Yürüyerek çıkalım. Gidelim maça hep beraber bağıralım, sarı – lacivert – şampiyon – Fenerbahçe…” 75 yaşında Ayla teyze ilk kez maça gelecek, yürüyerek…
Aykut Kocaman ve Meireles.
Kocaman yürekli bir adam. Futbolculuğu efsanedir, sahada ve saha dışında. Romanlar filmler çıkacak kadar. Aşırttığı her top vicdani gol olurdu. Vicdani golü özledik. Çünkü şimdiki goller çalınmış goller.
Vicdani gollerin adamı bir onur, haysiyet kavgası veriyor bu topraklarda son yıllarda görülmediği kadar. Zalimliğe göğüs geriyor aylardır. Içeriden, dışarıdan darbelere rağmen. Emek diyor, hak diyor, adalet diyor. Ve “Artık yeter” dedi. Biz de buradayız, diyoruz. “Bırakmayız” diyoruz, vicdani gollerin adamına. 3 Temmuz’dan bugüne yaşadıkları, futbolculuğundan ayrı, bir roman, film olur. Bir yılda ağaran saçının her telinde emek var, onur var, direnç var. O varsa dayanışma var, dostluk var, arkadaşlık var. Sarı lacivert daha sarı daha lacivert, bütün renklere inat. “Yeter be” dedi, çalınmış gollere sevinenlere inat vicdani golleri özleyenler/isteyenler sarıldı. “Dayan be” diyenlerden biri de Dünya yıldızı Meireles. Durdu önünde “Sen gidersen ben de giderim” dedi. Hiç olmadı böylesi. Hiç de görülmeyecek. Yaşamayacaklar böyle bir anı, ne dayatılmış modern hayatın imparatorları, ne kibirle sarmalanmış tahakkümleri, ne de gölge arkasından uzanan fetih imamları.
Bu aslında Meral’den oğlu Mert’e, Müdür Burçin’den Ayla teyzeye, Aykut Kocaman’dan Meireles’e akıp giden arkabahçe sevdası. Hâlâ mı öfkebahçe, hâlâ mı skor, hâlâ mı kupa? Haydi. Var mısın? Meral’le, Mert’le, Aykut Kocaman’la, Müdür Burçin’le, Ayla teyzeyle… Yürüyerek...

21 Eylül 2012 Cuma

öfkebahçe'de neler oluyor?

fenerbahçe neden öfkebahçe'ye döndü? öfke seli saha içini ve saha dışını neredeyse boğacak. oysa ligde henüz kaybedilem bir şey yok. avrupa'da takım yoluna devam ediyor.transferler kuyt,krasic,meireles,egemen,mehmet topal, takıma monte edildi.takım uyum sürecini henüz tamamlamadığı için aksıyor ama bu öfkenin nedeni olabilir mi?

saha içine bakarak bu öfkeyi anlamak çok mümkün görünmüyor. saha dışına bakmak gerek hatta balık gözü kamerası ile bakmak gerekiyor. saha dışında herşey aziz yıldırım'ın tahliyesi ile başladı.beklenti büyüktü.bir yılın travması vardı.bu travmanın zamana yayılıp normalleştirilmesi gerekiyordu. aziz yıldırım konuşacak ve bir eylem planı ortaya koyacak beklentisi cubuklu formanın bulunduğu heryere sinmişti.bir yandan da fenerbahçe'nin elinden gaspedilen şampiyonlar ligine katılmak rövanş olarak görülüyordu.bugün konuşacak yarın konuşacak dikine bir orta saha alınacak derken aziz yıldırım susuyor dikine orta saha da gelmeyince dikine dikine konuşmalar artmaya başladı.

aziz yıldırım kafasını kaldırdığında başı yargıtay giyotinine doğru gidiyordu.ya giyotine kafa uzatacak ya da susup bekleyecekti. ikinciyi seçti.ancak öngörmediği bir yılda fenerbahçe çok değişmişti.bir bilinç oluşmuş ve o bilinç kendinde 'bir yıl boyunca herşeyin içinde olduk,birlikte yol katettik şimdi neden ne olduğu açıklanmıyor.ne gizleniyor'diye soruyordu.aziz yıldırım içeri girdiği gibi çıkınca bu bilinci göremedi/yönetemedi.çıktığı anda statta bir toplantı yapıp sürec ve takımla ilgili durumları/öngörüleri paylaşmış olsaydı anons da olmayacaktı.en azından fenerbahçe tv'ye katılıp konuşmalıydı.yapmadı.bir yandan da aziz yıldırım'sız fenerbahçe dizayn etmek isteyenler tetikte bekliyordu.o tetik, işi yarım kalan cemaatin yeni bir kozu oldu.fenerbahçe'yi polis/savcı/yargı ile ele geçiremeyen dinamikler bu kez içeriden bu işi yürütme kararı aldı.onlara bu zemini de kriz yönetimi/öfke kontrolü/kurumsal iletişimi  ıskalayan aziz yıldırım ve fenerbahçe yönetimi sağladı.

aykut kocaman 3 temmuz sürecinde hem başkan hem yönetim hem baba hem abi hem sportif direktör hem de antrenör olunca hiç bir insan bünyesinin kaldıramayacağı bir yükü omuzlarında buldu.bu yükü taşıdı da. kocaman bir duruş olunca gölgesi de büyük oldu. ve bu gölgeye saklanmayı tercih etti fenerbahçe yönetimi.hala da saklanıyor. oysa aykut kocaman zihinsel ve bedenen çok yorgundu.o yorgunluk halinde takıma konsantrasyonunda sorun oluyordu.bir de takım 5 yeni oyuncuyla uyum sorunu yaşadığı anda alex krizi patladı/patlatıldı.takım içinde halletmesi gereken sorun dışarı taştı.taşan bu kriz fenerbahçe'yi ele geçirme operasyonu sekteye uğrayanlar için ballı kaymak oldu.ve onlar fenerbahçe'nin gücü olan sosyal medyayı bumerang gibi kullandılar. en iyi bildikleri fitne kendiliğinden ortaya çıkmıştı. deştikçe deştiler. aziz yıldırım müdahale de geç kalınca fenerbahçe'nin adrenalin kaynağı sosyal medya akrepe dönüştü ve ateş çemberinde kendini sokmaya başladı.

3 temmuz sürecinde rol alanların aynı futursuzluk ve aymazlıkla televizyondan saldırıya devam etmeleri de öfkeleri artırdı.fenerbahçe'nin etinden,sütünden,derisinden beslenip zehir saçanlara karşı net bir duruş sağlanamadı.3 temmuz sürecine uzaktan/yakından bakıp şimdi hasat için en öne koşanların sayısının artması da bir gönül kırıklığı yarattı.hasatçılar ve hasetciler de mahsül/ganimet peşine düşünce fenerbahçe içten yanmalı bir hale geldi.

aslında yapılmayan herşey bir öfke birikimine yol açtı. bu birikim de en kolay boşaltılacak yer saha içine doğru akmaya başladı.ne yazikki bu öfkeselinde aykut kocaman hala çok yanlız.hatta 3 temmuz sürecinden bile daha yanlız çünkü ona önünde saygıyla eğildikleri bile şimdi "git" diyor. git'leri duyunca ürkek bir güvercine dönüştü aykut kocaman.ürkekleştikçe saha içinde hatalar yapıyor.bir güvercin tedirginliği yaşıyor.biliyor çünkü bu topraklarda güvercinlerde vurulur.

şimdi aslında yeniden bir 10 temmuz ruhuna ihtiyaç var.hala geç değil.saha dışında bir içten seslenişin saha içine doğru akması lazım.hiç bir kupanın hiç bir skorun aykut kocaman'dan,alex'den değerli olmadığını anlatacak içten bir ses.bu ses için aziz yıldırım'ın giyotine kafa uzatması lazım.nasıl ki o giyotınin 3 temmuz'da kafaya inmesine yüzlerce fenerbahçeli kafasını uzatarak engel olduysa yine olur.güvenilecek tek liman sarı lacivert limandır.ötesi renk körlüğü ve cehennemdir..

5 Temmuz 2012 Perşembe

dava:fenerbahçe !


3 temmuz darbesi sürecinde özel olarak yer alan ve iddia dinamiklerinin ideoloji tüccarlığını yapanların yüzüne gerçeklerin söylenmesi gerekiyordu.


programa katılnlardan biri de hukuk adamı kimliğiyle tanınan türker aslandı.Yaşanan onca şeyden sonra türker aslan'ın hala UEFA demesine karşı da söyleyeceklerim vardı ve söyledim.


av.metin ünlü de hukuk ayarı peşindeydi oysa istediği olmadı.çünkü bu süreçte vicdanı hukuk, önce suçlu yarat sonra delil uydur hukuksuzluğunu deşifre etmişti.
İddianameden hayata bakanlar hukuku yok saymış demektir. savunma olmadan hukuk tecelli etmez.yasalar zaman zaman hukuka karşı olabilir belli gruplar yasalarla hukuku kuşatabilir.aslolan hukuktur ama fenerbahçe davası ile hukuk zedelenmiştir.telafisi de zordur.

27 Mayıs 2012 Pazar

utanç manşetleri


Gazeteciliğin en ağır suçudur yalan haber yapmak. Yalan haberi tescillenmiş gazete/gazeteci meslek onurunu da namusunu da kaybetmiş demektir. 3temmuz darbesinin önce suçlu yarat sonra delil uydur timi gibi çalışan gazete ve tv'ler basın tarihinde kara bir leke olarak hep anılacak!!!


Cemaate yakın Bugün gazetesi Yıldırım'ım devirildiğini yazdı.3 temmuz'dan beri ne Aziz Yıldırım Fenerbahçe'den vazgeçti ne de fenerbahçeliler O'dan. Aziz Yıldırım, 20.05 2012 de yapılan son Fenerbahçe kongresinde rekor bir oyla 5 bin 271 oyun 5 bin 269'unu alarak yeniden kulübün başkanı seçildi



17 temmuz'da hürriyet pazartesi bombaları manşetiyle çıktı.Bombalardan biri Şekip Mosturoğlu,Ali Kıratlı ve Bülent işcen'in etkin pişmalıktan faydalanıp itirafçı olduğu haberiydi. Bugün davada tek bir itirafçı yok.Şekip Mosturoğlu Fenerbahçe'nin yeni yönetimine seçildi.


 cemaat gazetesi zaman'dan devşirilen Eyüp Can yönetiminde çıkan Radikal gazetesi 14 temmuz'da İbrahim Akın'ın Beşiktaş yöneticisi Serdal adalı ile 150 bin dolar karşılığın'da anlaştığını ve maç sonu bu anlaşma gereği  yarış atı aldığını yazdı.Bugün ortada ne yarış atı var ne de böyle bir anlaşma


3 temmuz operasyonunun en büyük tezgahı Fenerbahçe'nin şampiyonlar ligi hakkının gaspıyla yaşandı.3 temmuz darbesi'nin tetikcisi gibi çalışan Habertürk dezenformasyonlarla süreçte özel rol oynadı. Bugün UEFA'nın isteğiyle değil federasyon içindeki derin darbecilerin rolüyle Fenerbahçe'nin hakkının gaspedildiği ortaya çıktı



3 temmuz darbesi'nin ertesi günü Radikal Şike Kamera'da manşetiyle çıktı.Haber şikenin kameralarla tespit edildiğini söylüyordu. Bugüne kadar mahkemeye henüz şikenin kamerayla tesbit edildiğine dair bir delil ulaşmadı.


3 Temmuz darbesi'nin niyetini en iyi anlatan manşetlerden biriydi .Şike ile ilgili bir türlü delil uyduralmayınca bu kez çete dezenformasyonu yapıldı.Bugün çete ile suçlananlar Olgun Peker hariç serbest bıraldı.Aziz yıldırım'ın da bütün zorlamalara rağmen çete bağlantısı kurulamadı.



Aziz Yıldırım'ın Eskişehirspor'un soyunma odasını basıp maç için taktik verdiği yalanı mahkemede çürütüldü.bu yalanın detayı Papazın Çayırında http://papazincayiri.blogspot.com/2011/07/aziz-yldrm-soyunma-odas-basp-taktik.html



3 temuz darbe tetikçilerinin dezenformasyonu en çok Emenike'yi etkiledi.Dünyanın en iyi futbolcularından olmaya aday Emenike medya eliyle linç edildi. Hala para sayerken görüntüleri ortada yok bu yalanları ortaya atanlar gazeteciliği bırak insanım diye gezebiliyor.


3 Temmuz Darbesi'nin kolluk kuvveti emniyet bir hukuksal davayı kovuşturma görevi değil sanki bir hasmını devre dışı bırakma rolü üstlendi.Emniyetin yasa dışı bir şekilde 19 maçta şike delilleriyle tesbit edildi açıklaması bir sürü saçmalıklarla dolu iddianamede bile yer bulmadı.son PFDK kararı ile bu 19 maç buhar oldu. 



3 temmuz darbecileri delil uyduramadıkça pişmanlık manipülasyonuna sarıldı.Aziz yıldırım geri adım atmayarak net mesajını verdi."mücadelemiz zalimledir" Erdoğan'a yakın star gazetesi de operasyonun ilk günlerinde bu manipülasyona aracılık etti. Erdoğan'ın sonraki süreçte aldığı tavra göre star gazetesi manipülasyon ortaklığından çekildi.



3 temmuz darbecileri merkez medya'yı bir silah gibi kullanırken özellikle de Trabzon medyasını kışkırtıcı gibi kullandı.Bir çok Trabzonspor tapesi olmasına rağmen bunlar görmezlikten gelinirken hedefte sadece Fenerbahçe vardı.

3 temmuz darbesinin paralel tahakkümü cemaat, yayın organı Zaman, Today's zaman,STV,Shaber,aksiyon ve taşeronluğunu yaptırdığı merkez medya ile nihai amacına ulaşmak için her yolu denedi. Hala da denemeye devam ediyor.Cemaat 'idea'sının temiz yüz maskesi Zaman'ı bile kullanmaktan çekinmedi..ahlak feraset dersi verenler bu yalan manşetle deşifre oldu.



3 temmuz darbesi'nin paralel tahakkümü Cemaat'in paramiliter sığınağı Taraf sürecin tetikçiliğini ve en büyük linç operasyonu yürütücülüğü misyonunu üstlendi.ideoloji tüccarlarıyla birlikte haber değil medyanın alçaklık tarihine çentik attılar.Cemaat taraf'ı halen paramiliter misyonunu ideoloji tüccarlarıyla birlikte sürdürüyor



Doğan grubu 3 temmuz darbesinin tetikçiliğini en açık Posta ve Radikal ile yürüttü.Posta gazetesi 8 temmuz'da Fenerbahçe ile Sivasspor'un küme düşürüleceğini yerlerine Bucaspor ve konyaspor'un süper lige alınacağını  Eskişehir'in de 15 puanının silineceğini yazdı.




                        3 temmuz darbesi'nin özel görevli yerlerinden biri de Vatan gazetesi oldu.savunma hakkının kutsallığını yerle bir eden manşet ve haberler yapıldı.Bunlardan biri de eskişehir'de 400 bin tl teşvik primi gönderildiğiydi.Fenerbahçe kulübünün mali inceleme raporları temiz çıktı.


8 temmuz'da cemaatin paramiliter taraf'ı ve Erdoğan'a yakın Yeni Şafak Aziz yıldırım'ın kıbrıs'a kaçacağı yalan haberiyle çıktı. Aziz Yıldırım savunmasında bu yalan haber şöyle yanıt verdi:
3 Temmuzdan sonra Kıbrıs’a kaçacağımız söylendi. Benim mezar yerim bile bellidir. Başucunda da ’Fenerbahçe Spor Kulübü Başkanı’ yazacaktır. Bundan daha büyük onur var mıdır? O yazanlar bunu bilemezler. Her gün basında bu soruşturma ile ilgili Emniyet ve Savcılık bilerek bilgi kirliliği yarattı.


3 temmuz darbe tetikçiliğin ibret vesikası bir haberi de bilyoner dezenformasyonuydu. Şampiyonluk kutlaması için bilyoner gece kulübünün kapatılması bahis sitesi bilyoner olarak yazıldı.









25 Mayıs 2012 Cuma

Mazinde bir itaatsizlik tarihi yatar...



3 temmuz darbesi sonrası kırmızı-beyaz türkiye’de yeni bir itaatsiz sarı lacivert tarih yazıldı/yazılıyor. Tarihi vakanüvisler değil halklar yazar. Fenerbahçe de halktır ve o tarihte sayısız  itaatsizlik duruşu var. 3 temmuz darbesi sonrası 10 temmuz’da topuk yaylasından başlayan ve hala süren direniş üzerine daha çok şeyler söylenecek. Hergün tarihe bir çentik daha atılarak sürüyor direniş. Şimdi 105 yıllık bu tarihin arka sayfalarına doğru itaatsiz bir yolculuğun tam sırası.

İtaatsizlik ve çubuklu sarı lacivert denince ilk akla gelmesi gereken kişi Ayetullah bey’dir.

Yıl 1909/10.Ekonomik açıdan Fenerbahçe çok zor durumdadır. İttihatçılık ateşi Osmanlıyı hem kuşatıyor hem yakıyordu.İttihatçılar futbol kulüplerini teşkilatlanma sığınağı görüyordu

Aralarında ittihatçıların da olduğu bir gurup Fenerbahçe’nin Üsküdarspor ve Pazaryolu kulüpleriyle birleşmesini ve adının değişmesini istediler.

Bu amaçla toplantı yapıldı. Herkes imzalar atılacak sanırken Ayetullah bey kükredi.  "Fransa Kralı XIV. Louis 'L'état, c'est moi-Devlet ben'im" demişti. Ben de Fenerbahçe ben'im diyor ve bu pazarlığı kabul etmiyorum” .Fenerbahçe’yi kuruluşunun henüz 2.yılında tarihin tozlu sayfalarında bırakacak plan Ayetullah Bey’in “Fenerbahçe ben’im” haykırışıyla son buldu.

 Yıl 1914/15 terakki ilerleme anlamına gelen Progres takımının adı değiştirilerek Altınordu idmanyurdu yapıldı. Kulüp başkanı da ittihatçı Talat Bey oldu. Fenerbahçe –Altınordu maçı sırasında fenerbahçeli miço gol atınca ortalık karıştı.Altınordulu futbolcular bir Rum nasıl olur da Türk’ün takımına gol atar diye saldırdılar. Tüm fenerbahçeli futbolcular miço’ya sahip çıktı.Buna kızan Talat bey önce fenerbahçeli futbolcuları cepheye sürdü sonra da Altınordu dışındaki tüm takımların futbolcularını. Altınordu bu sayede iki sezon şampiyon oldu.

 29 haziran 1923 Fenerbahçe’nin işgal kuvvetlerine karşı en büyük zaferlerinden biri de “General Harington Kupası” maçıdır. İngiliz Başkomutan Harrington Fenerbahçe ve Türklerden intikam almak için karma bir İngiliz takımı yarattı. Ayrıca Cebelitarık ve Mısır'daki İngiliz askerî güçlerinden, hepsi profesyonel birer futbolcu olan dört oyuncu getirtti. Harrington bu takımın adının "Goldstream Guards" olmasını istedi.Sıra Türklere meydan okumaya gelmişti. Ve gazeteye ilan verdi."Gardler Muhteliti Türk kulüplerine meydan okuyor. Galibine, Başkumandanın adını taşıyan büyük bir kupa verilecek bu maça Türk kulüpleri diledikleri gibi takviye de alabilirler." Fenerbahçe'nin generale cevabını gazeteye şu ilanı vererek gönderdi:"Fenerbahçe Kulübü yalnız kendi kadrosuyla bu maçı şartsız olarak kabul ederMaç taksim stadından oynandı.Fenerbahçe ilk yarıyı 1-0 yenik kapatmasına rağmen Zeki Rıza Sporel’in 2 golüyle sahadan galip ayrıldı.Harrington kupası zaferine imza atan efsanevi kadro. Şekip Kulaksızoğlu- Hasan Kamil Sporel, Cafer Çağatay- Kadri, İsmet, Fahir- Sabih, Alaeddin Baydar, Zeki Rıza Sporel, Ömer Tanyeri, Bedri Gürsoy.

Yıl 1924.Fenerbahçe-Galatasaray maçında olaylar çıkar.Zamanın federasyonu Fenerbahçe’yi sorumlu tutar. Bu  haksızlığa kızan Fenerbahçe yönetimi milli futbolcularını milli takımdan çeker ve o sene(1924-25) ligi boykot eder.

 Yıl 1931. Olympiakos ile İstanbul’da oynan maçta fanatik bir subay yunanlı oyunculara saldırdı. Yunanlıların karşılık vermesi üzerine büyük olaylar çıktı. Fatura da Fenerbahçe’ye çıkartıldı. Karakola çekilen Fenerbahçeli oyuncular 1. Ordu Komutanlığı’nda günlerce ifade vermek zorunda kaldı.

 Yıl 1932.dönemin federasyonu takımların harcırahlarında kesintiye gitti. Buna tüm takımlar itiraz etti. Yapılan toplantıda liglerin boykot edilmesi kararı çıktı.Lig başladığında tüm takımlar sözlerinden caydı sadece Fenerbahçe ligi boykot etti.lig başlamasından 7 hafta sonra da Beşiktaş çekildi.

 Yıl 1941-42 sezonu; Alman diktatör Hitler'in propaganda takımı Admira özel maç için Türkiye'ye geldi.Fenerbahçe ile maç yapmak istediler. Admira güçlü Hitleri temsil ediyor öyle ya da böyle hep galip geliyordu. Papazın çayırı’ında maça çıkıldı. Fenerbahçe karşılaşmayı 2-0 kazandı.

27 Mayıs askeri darbesi ile birlikte, futbol da da pozisyonlar alınır. Galatasaray ve Beşiktaş, yeni düzene uyum sağlarken  Fenerbahçe yassıada’da yargılanan DP’li Başkanı Medeni Berk’e yüz çevirmez.  Yassıada’ya gönderilen başkanına futbolcuların imzaladığı bir poster göndererek destek olur. Askerler, Fener’e haddini bildirmek için bir fırsat kollar ve o fırsat da Fenerbahçe Gençlerbirliği maçında yakalanır. Olaylardan ötürü Fenerbahçeli yöneticiler Fikret Arıcan, Faruk Ilgaz ve Rüştü Dağlaroğlu Harbiye’ye çağrılıp gözaltına alınır. Kurmay Albay Emin Alptekin, “Suçlular cuma gününe kadar mutlaka cezalandırılacaktır. Aksi halde bütün spor faaliyetlerini 11 Mart’tan itibaren yasaklayacağımızı gibi sizi ve kulübünüzü de cezalandıracağız.” Der. Ancak bu gerçekleşemez ama askerlerin baskıları sonucunda Medeni Berk’in yerine Hasan Kamil Sporel’i başkan seçilir. Ama fenerbahçeliler yine itaatsizliğini gösterir ikinci başkanlığa  Yassıada’da gözaltında bulunan Fahri Atabey’i seçerler.
Yıl 1974 .Fenerbahçe şampiyon olur. Zamanın Başbakanı Bülent Ecevit şampiyon takımı ve yöneticileri kabul eder. Kabul sırasında Ecevit şampiyon futbolcuların CHP’ye üye olmasını teklif eder. Bu teklif Fenerbahçe tarafından nazik bir şekilde reddedilir.

 12 Eylül darbesi zamanında İstanbul sıkıyönetim komutanı Fenerbahçe tesislerinin kamuya ait arazide olduğunu öne sürerek yıkacağını söyler. Fenerbahçe buna karşı çıkar ve O araziye atatürk büstü koyarak gel de yık der. Araya girenler olur ve sıkıyönetim komutanı amacına ulaşamaz.

 Yıl 2011.3 temmuz darbesi.10 temmuzda itaatsizlik tarihi yeniden yazılmak üzere köroğlu’na selam çakar gibi topuk yaylasına çıkıldı.Şimdi itaatsizlik tarihi yeniden yazıldı/yazılıyor.
Ferman zalimlerinse itaatsizlik fenerbahçe’nin.....